Aşk&Sevgi : Maynet sohbet Maynet arkadaşlık oyun Mynet



Seni bensizliÄŸe ve kendimi sana mahkum ediyorum..

06 March 2010 Yazan Can  
Kategori AÅŸk&Sevgi, ana

Mektuplarınla resimlerini yakacak gücü kendimde bulamasam, o zaman da kendimi yakardım. Åžu herkeste seni gören gözlerimi, ÅŸu her yerde sana koÅŸan ayaklarımı ve ÅŸu her zaman sana yazan ellerimi yakardım. Tenimden yükselen alevler ta Allaha kadar uzanır, ona çaresizliÄŸimi anlatırdı. Seni güçsüz, zayıf bir insan tarafından sevilmenin hayal kırıklığına uÄŸratmamak için, ÅŸimdi benim yerime, senden kalanları yakacağım. Ben yaÅŸadıkça, varlığım bütün çaresizliklere meydan okuyacak. Unutma; seni sevdiÄŸim için ölebilirdim, seni sevdiÄŸim için yaÅŸayacağım. Biraz sonra mektuplarınla resimlerni tutuÅŸturacak bir kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. Her ÅŸeyiyle onu sana bırakıyorum. Hayatın senin olsun. istersen hayatım da.. Ama sen kendinin bile olamayacaksın artık. Ben yaÅŸadıkca, adım söylendikçe…

Seni bensizliÄŸe ve kendimi sana mahkum ediyorum..
Ümit YaÅŸar OÄžUZCAN…

Gitmeni de istemedim kalmanı da.

06 March 2010 Yazan Can  
Kategori AÅŸk&Sevgi, ana, edebiyat

Gitmeni de istemedim kalmanı da.
Gitmen de tüketti yüreğimi kalman da.
Hiç ortası olmadı bu aşkın.
Varlığında yokluğuna;yokluğunda varlığına ağlattın.

Sevdin mi? Sevmedin mi?
Birleştik mi? Ayrıldık mı?
Ben hiç bilemedim.
Hep iki ayrı noktadaydık biz.
Baharda varsan güzde yoktun.
Dilde varsan sözde yoktun.
Ne başı oldu bu aşkın,ne sonu.
Ne gitmeyi bildin nede kalmayı.

Ne gecesi oldu bu aşkın,ne de sabahı.
Ne güneşi bildik ne de ayı.
Bu aşkın hep bir yarısı eksikti.
Çok tökezledik biz bu aşkta.
Ne düşmeyi bildik ne kalkmayı.

Ben geldikçe sen, sen geldikçe ben kaçtım.
Oysa biz ne kalmayı bildik ne de kaçmayı…

Sevmek…

01 March 2010 Yazan Can  
Kategori AÅŸk&Sevgi, ana

Sevmek,sevmeyi sevmek,ölümü sevmek,toprağı sevmek,kuÅŸu sevmek,herÅŸeyi sevmek yada sevebilmek,hayat SEVMEKTİR…sonunu bilerek acıları görerek ve hala isteyerek asla piÅŸman olmadan yorulmadan durmadan yolu bitirene kadar koÅŸabilmektir SEVMEK…hiçbiÅŸeyi yada herÅŸeyi bilerek vazgeçmemektir SEVMEK…zaman sonunun geldiÄŸini haber verdiÄŸinde hatta henüz hiçbiÅŸey bulamamışken ve hatta hala onsuzken hayata seni seviyorum diyebilmektir SEVMEK… KİM,NEYİ,NEKADAR SEVDİĞİNİ BİLİYOR MU?

Mutluluk nedir?

01 March 2010 Yazan Can  
Kategori AÅŸk&Sevgi, ana

Mutluluk nedir? Mutluluk en yalın deyimiyle, yaÅŸamdan tam hoÅŸnut olmadır. Ya da sürekli bir kıvanç hali de diyebiliriz. Kant biraz karamsar bu konuda. “Ahlak emredici yasalardan oluÅŸur, ama mutluluk olsa olsa bir umut konusudur, dahası belki de hiç bir zaman gercekleÅŸmeyecek bir idealdir” demiÅŸ. Fransızlar devrimin tam… ortasında bir anayasa çıkarmışlar. Birinci maddesine de “toplumun amacı ortak mutluluktur” demiÅŸler. Bunun önemi ÅŸurada; mutluluÄŸu bireysel bir dilek olmaktan çıkarıp anayasanın güvenceye baÄŸladığı bir hak durumuna getirmiÅŸler. Çünkü toplum teker teker insanlarin mutluluÄŸunu saÄŸlayamaz onun yapabileceÄŸi olsa olsa yığınla mutsuzluk engelini ortadan kaldırmak, bu arada eÅŸitliÄŸi saÄŸlamaktır. Böylece, bireysel mutluluk, bir sosyal tasarımdan soyutlanamaz. KiÅŸinin mutluluÄŸu ile sosyal ve siyasal düzen arasında direkt bir baÄŸ vardır. Düzenin insansal ölçüler taşımadığı bir yerde, bireylerin mutluluÄŸu havada kalmaya mahkumdur. Buradan kalkarak denecektir ki, mutluluk bireyselle toplumsalın bağımlılığı içinde gerçekleÅŸir. Bireysel bir mutluluk, ancak toplumsal bir mutlulukla mümkündür; çünkü bireyin özgürce geliÅŸmesi, herkesin özgürce geliÅŸmesine baÄŸlıdır. İşte tam bu noktada -düzeni adını koyarak- sorgulamak önem kazanıyor. Mutluluk bir yaÅŸama biçimi midir? Bir tavır alış mıdır? Anlık mıdır, sürekli midir? Durgun mudur? Atılımlı mıdır? Kavramsal mıdır? Olgusal mıdır? Ve giderek amaç mıdır, yoksa araç mıdır?
Iki türlü mutluluk vardır. Daha doÄŸrusu birbirine hiç benzemeyen iki durum vardır ki her ikisine de mutluluk adı verilmektedir. O halde biri sahtedir. Sahte olan: gerek kiÅŸilerin gerekse kitlelerin önüne amaç olarak yerleÅŸtirilen bir aldatıcı ve uyuÅŸturucu balondur. Bu balon biri olmayı, gününü gün etmeyi, sorumsuzca gevÅŸemeyi, ‘bana dokunmayan yılan bin yaÅŸasın’ düsturunu ÅŸiar edinmeyi ve bu türden erdemsizlikleri kapsar. Bunlar içi hepten boÅŸalmamış, kafası ve yüreÄŸi yozlaÅŸmamış bir insan için deÄŸildir. İnsanın özüne aykırı bir hazıra konuculuk ve orada duruculuktur. DiÄŸeri; bu da ana çizgileriyle, insanın içinde bulunduÄŸu bütün çeliÅŸkileri, çatışmaları aşıp, bir uyuma varması, kendini tedirgin edip duran sorunlara birer çözüm ya da en azından çözüm yolu bulması durumudur. İnsanın çeliÅŸkileri çatışmaları nelerdir? İnsanın doÄŸayla çatışması vardır. Kendi kendisiyle çeliÅŸir kiÅŸi, iç çatışması vardır. İnsanın yaÅŸamı birkaç yönlü bir mücadele, bir savaÅŸtır. Hem de öyle bir savaÅŸ ki, alanların sınırları kesin çizgilerle çizilmemiÅŸ, karşılaşılan bu çeliÅŸkiler birbirinden bağımsızca birer çerçeveye alınmamıştır. Yani bir kiÅŸi, “Dur hele, önce doÄŸayla çatışmamı bir halledeyim, sonra sınıf mücadelemi vereyim, onu da bir sonuca baÄŸlayayım, sonra toplumsal kurumlarla iliÅŸkilerimi düzenleyeyim, ondan sonra da kendi iç çatışmamı çözümler, sonunda da derin bir oh çekerim” diyemez. Bu alanlar birbirleri içine girmiÅŸ, aralarında zorunlu bağıntılar ve etkileÅŸmeler olan bir bütündürler ve kısacası bunların hepsi kul olarak yaÅŸamdır. İnsanın kendi önündeki sınırlı zaman süresi, bu mücadelelerin adımlarından oluÅŸtuÄŸu gibi, insanlık tarihi de aynı mücadelelerin aÅŸamalarından oluÅŸur. Nasıl toz pembe bir tarih yoksa toz pembe bir yaÅŸam da olmayacaktır. Olmamalıdır da. ÇeliÅŸkilerin, çatışmaların olmadığı bir durum, bir ileri adımın atılamayacağı bir durumdur, duraÄŸan ve yapay bir durumdur. Akla da olgulara da aykırıdır. Demek ki mutluluk kiÅŸinin her türlü çeliÅŸkisini aÅŸması, çatıştığı ÅŸeylerle bir uyuma varmasıdır. Demek ki sonsuz ve sürekli bir durum deÄŸildir. Bir aÅŸama, deyim yerindeyse, bir uÄŸrak noktasıdır. Sonra bu nokta bir baÅŸlangıç olacak, yeni bir atılım, yeni bir mücadele doÄŸacak ve bu böyle sürecektir. İşte insanın vazgeçilmez deÄŸeri olan yaratıcılık bu sürecin ürünüdür. İnsanlar neden mutsuz? Mutlu olacak ne var ki? Dünya kaynakları paylaÅŸmanın türlü dalaveresiyle uÄŸraşıyor, devletler birbirine gizli düşman, ülkeler birbirinden kopuk, insanlar diliyle, rengiyle, kültürüyle birbirinden ayrılmış, her ülke kendine özgü sorunlarla boÄŸulmuÅŸ, mutluluk kanalları tıkanmış, kiÅŸisel iliÅŸkiler çıkar kaygısıyla gölgelenmiÅŸ, yakın çevremizle bile iletiÅŸim kopukluklari yaÅŸanıyor. Gündelik sorunlarla çevrilmiÅŸ sınırlı bir hayat yaşıyoruz. Nedir bu? Hayat bunun için mi yaÅŸanıyor? İçimizdeki yaÅŸama sevincini neden duymuyoruz? İnsanlar neden bunları hiç düşünmüyor? Sevgi, sevinç, neÅŸe, coÅŸku nerede? Kimimiz için dönme dolap beygirinin hayatına benzeyen bir kısır döngü, kimimiz için ne yapacağını bilmeden ancak bildiklerini yapan bir çembere dönüşen hayat, yaÅŸamın hangi rengini taşıyor? Ne gariptir ki bu sorular icin ne paneller yapılıyor, ne sempozyumlar düzenleniyor, ne de sorun kabul ediliyor. Oysa belki de yaÅŸama mutluluÄŸunun önündeki en büyük engel bu sorunu görememektir. İnsanların bilemediÄŸi, göremediÄŸi, düşünemediÄŸi nedir? Üretmek ve paylaÅŸmak….. Görülmeyen, bilinmeyen, yapılmayan bu? Üreten ama paylaÅŸmayan, bencil ve zalim olmak zorundadır.Üretmeyen ve paylaÅŸmayan, ancak zorbalıkla yaÅŸayabilir. Üreten ve paylaÅŸan mutlu olur, mutlu eder, mutluluk yaratır.Üretimi ve paylaşımı engellenen ÅŸiddete baÅŸvurur. Üreten ama paylaÅŸmayan bencilligin yalnızlığında kavrulur. Üretmek ve paylaÅŸmak… İnsan olmanın, insanca yaÅŸamanın yolu budur. Belki bütün sorunların çözümü de burada yatmaktadır.

Duygularımızı üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Düşünce üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Sevinç üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Güven üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Neşe üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Bugünü üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Yarını üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Kendimizi üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Kendimizden başkasını üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Bilgi üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Yeni bir renk üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Yeni bir çizgi üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Yeni bir alan üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Yeni bir hayal üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Dostluk üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Aşk üretiyor ve paylaşıyor muyuz?
Herşeyi yeniden yorumluyor ve paylaşıyor muyuz?
“Üretmek” sözüyle yalnız iÅŸi ve parayı mı anlıyorsunuz?
“PaylaÅŸmak” denince aklınıza miras mı geliyor?
Ne verdiğinizden çok ne aldığınız mı önemli oluyor?
Nasıl yaşadığınız ne yaptığınızdan daha mı önemli?
Böyleyse, size öğretilenleri yaşıyorsunuz ve mutsuzsunuz!..

Sana akıyorum…

01 March 2010 Yazan Can  
Kategori AÅŸk&Sevgi, ana, edebiyat

Sana akıyorum, hiçbir şey bu akışı geri çeviremiyor. Çünkü sen her taraftasın. Sağımda, solumda, arkamda, karşımda. Ne yana dönsem, ne yana yol almaya kalksam ulaşılacak her noktada sen duruyorsun.
Sana akıyorum, çünkü senin yolunda yürüyorum. Önüme çıkan hiçbir sapak, hiçbir kavÅŸak ilgilendirmiyor beni. Yürümenin en z…or olduÄŸu yol bu belki de. Ama tozundan, toprağından, çakılından, çalısından ÅŸikayetçi deÄŸilim ben bu yolun. Sana ulaÅŸmak için attığım her adımla mutlu oluyorum.
Sana akıyorum, çünkü hayatın akışı kadar doğal sana akışım. Doğa, her cinsin yaşayabilmesi için nasıl kurallar koymuşsa, benim yaşamamın da var olmamın da kuralı sensin.
Sana akıyorum, çünkü sesin de cismin de kuşatmış durumda beni. Senin kuşatmana karşı savunma yapmıyorum. Kalemin bütün kapıları açık. Yıkıcı bir kuşatma olmadığını biliyorum. Böyle bir teslimiyet rahatsız etmiyor beni.
Sana akıyorum, çünkü yüzüne, gözlerine, ellerine baktıkça kendimi görüyorum. Sesine yüklediğin gizli anlamları çözerken hep kendimden bir şey buluyorum.
Sana akıyorum, çünkü paylaşacak daha çok şeyimiz var. Bugüne kadar paylaştığımız her şey, daha sonra paylaşacaklarımızın da habercisi. Hayatın herhangi bir yerinde bir çiçeği birlikte tutup, birlikte koklamak, sonra o kokunun bize verdiği hazla sıkı sıkı sarılmak istiyorum sana.
Sana akıyorum, çünkü bir insanı tutkuyla, beklentisiz, delice sevmenin ne anlama geldiğini biliyorum. Birini böyle seveceksem, bu sadece sen olmalısın.
Sana akıyorum, çünkü seninle yaşamak sonu hiç gelmeyecek bir şölene benziyor. Bu şölenin tadını çıkarıyorum. Böylesine keyifli, böylesine eğlenceli bir şöleni yarıda bırakıp gitmek istemiyorum.
Sana akıyorum, çünkü ‘hayatın uslanmaz ruhusun’ sen. İşte ben bu ruha aşığım aslında. Seninle yenileniyorum, seninle yüreÄŸime çöreklenmiÅŸ ne kadar kötülük varsa arınıyorum.
Sana akıyorum. Bütün coÅŸkumla… AÅŸka dair ne varsa benimle birlikte onlar da akıyor sana. Benim gibi coÅŸkun bir denizi aktığı yolu çok iyi bilen bir ırmaÄŸa çevirebilecek tek güç sendin. Orada kal. Ayrılma yolumun üzerinden. Sana ulaÅŸamasam da bu yolda olmak bile yeterli bana.

Asıl bu kalır…

18 February 2010 Yazan Can  
Kategori AÅŸk&Sevgi, edebiyat

Ne kalır ne kalır
Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
On çizik, on çentik, on dudak izi
Bir çay bardağında on dudak izi
AÅŸklardan sevgilerden
Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
Bir de bu kalır.
Ne kalır benden geriye…, benden sonrası kalır
Asıl bu kalır…
“Edip CANSEVER”

Aşk yalnızca bir fikirdir

14 February 2010 Yazan Can  
Kategori AÅŸk&Sevgi, ana, edebiyat

KİMSE
Kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman
hayat yanlışlarla kısalır
başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan
bir diğeri olarak çıkarız
gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız
içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile
bu yüzden aÅŸk yalnızca bir… fikirdir
bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir
hep öyle oldu bendehep saklı kaldı içimdeki anahtar
ve hep aynı kilitte kırıldı
fikirler de zamanla deÄŸiÅŸir
kırıldıkları yerde
kırıldıkları yer her şeyi değiştirir
zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile
sonra başka bir başlangıcın kapısında
aynı korkularla kalakalırız
daha önce de söylemiştim:
kimse yoktur kimsenin kimsesizliÄŸine
“Murathan Mungan”

Herşey gönlünce olsun

14 February 2010 Yazan Can  
Kategori AÅŸk&Sevgi, ana

Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni
diliyorum.
-Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum.
-Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.
-Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.
-YaÅŸamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanm…asına yetecek kadar
acı diliyorum.
-İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.
-Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.
-Son ‘Elveda’yı atlatmana yetecek kadar ‘Merhaba’ diliyorum..

Kimin yüreÄŸinden kimi kovuyorsun…

30 January 2010 Yazan Can  
Kategori AÅŸk&Sevgi

Kimin yüreğinden kimi kovuyorsun

Gidiyorsun ya bilmem kaçıncı kez… Bittim sanıyorsun.. Yanılıyorsun vefasızım..
Yanılıyorsun… Sen benim yüreğimde, ben istediğim için güzeldin.. Ben istediğim için
görüldü onca rüya.. Onca hayallere ben istediğim için ev sahipliği yaptı bu yürek…
Ben var ettim seni içimde, ben yücelttim, ben… Ben istediğim için senin gözlerinde
geldi baharların en güzeli, ben istediğim için en mavi umutlar senin oldu… Sana
geldi tüm yollar… dedim sana… Değildi vefasızım, kader değildi.. Ben istediğim için
koyduğun noktalara hep bir virgül eklendi… Baş kaldırıyorum şimdi asi sevdana,
isyanlarım diz boyu… Sana yüreğime hükmetme hakkını vermiyorum… Alıyorum elinden
aşkın kural tanımaz taraflarını, sana bırakmıyorum hatıralarımı… Yokluğum yakacak ya
canını eskileri andıkça, ben yanmayacağım yokluğunda… Akıllı adamın işi değil aşk…
Hep duygularım hükmetti hayatıma… Artık sıra mantığımda… Orada bitiriyorum seni
önce.. Can evinden vuruyorum seni, yokluğunu umursamıyorum… Maske takmaktan da
vazgeçtim… Seni en uç noktada, beynimde bitiyorum.. Biliyorum ki ben var ettim bu
aşkı… Seni kurdum önce hep aklımda, sonra yarattım, ezberlettim yüreğime… İnce ince
işledim nakış gibi, var olduğun sürece varım dedim… Şimdi yoksun.. Yokum… İzin
vermiyorum canımı yakmana, bu hakkı tanımıyorum sana.. Nasıl başlattıysam işte öyle
bitiriyorum.. Şimdi son kez anıyorum seni, son kez kaçamak dokunuşların geliyor
aklıma ve yüzüme düşen saçlarımın arasından sana baktığımda, kaçamak bakışlarını
yakaladığım anları son kez anıyorum… Zorluyorum kendimi diye… Öpüşlerini
hatırlıyorum, ama eskiden hatırladığım gibi olmuyor, sadece hatırlanıyor işte sözüm
ona… Hissedilmiyor… Yapıyorum işte, bununda üstesinden geliyorum… Bitiriyorum… Öyle
ki azar azar yok ediyorum benliğimde… Bir kadeh içki alıyorum masama, boğuyorum
seni…Can çekişlerini görüyorum şimdi…. Diz boyu yardım çağrıların uğulduyor
kulaklarımda…. Kurtarmıyorum… Bilmediğin bir şey var, onu da ben hatırlatıyorum…
Kadehlerde boğulanlar, dönemezler boğanlarla aynı masaya… Ölüyorsun işte ve ben
umursamıyorum… Dedim ya, kafama göre rast gele seçip, tüm haklarına el
koyuyorum….Kimin yüreğinden kimi kovuyorsun…

Sana doyamamak…

30 January 2010 Yazan Can  
Kategori AÅŸk&Sevgi

Sana doyamamak

Sana doyamamak, hasret dedikleri bu mu?

Her an seni duymak, her an tenini hissetmek, yanı başında seni yaÅŸayabilme ihtimallerini gözden geçirdim az önce… Her ihtimal beni daha da baÅŸka özlemlere götürdü. Oysa o ihtimallerin belki de çok az bir yüzdesini paylaÅŸacağım seninle… Aslında seni daha fazla düşünüp fikrimi senle doldurmak belki de hataların en büyüğü kendime karşı… Kimbilir belki de ÅŸu yaÅŸam denilen karmakarışık durumu kaldıramadığım bu günlerde sen bana yaÅŸamımı yeniden hediye ettin… Öylesine sindirilmiÅŸtim ki kendi dünyama, gerçek dünyaya dair olan her ÅŸeyden kendimi yavaÅŸ yavaÅŸ çekmeye baÅŸladığım bir zamanda çıkıverdin karşıma ve seni hayatımın bir parçası olarak aldım gönül bahçemden içeriye… İyi ki geldin… HoÅŸ geldin Beyza…

Senin bana ÅŸu kısacık zamanda verdiklerin aslında ne kadar da çok… Ve sen bir çoÄŸunu bilmiyorsun… Bunlardan ilki; sana söz verdiÄŸim andan itibaren sigaramı almadım hiç elime… Artık insanlara bahaneler sunmuyorum, istemediklerimi açıkça anlatıyorum ve gerektiÄŸinde “hayır” demeyi öğrendim. Bazı zamanlarda derdini paylaÅŸacağın en yakın dostuna bile susmanın meziyet olduÄŸunu da öğrendim… Kim bilir daha neler vereceksin, ÅŸu öğrenmeye aç beynime neler neler öğreteceksin… Bunlar senin görevin olmayacak, ben sadece senden almam gerekenleri belki de sana sormadan fikrime yerleÅŸtirivereceÄŸim.

Ya ben, ben neler verebilirim ki sana…

Sana sadece sevgimi, sana sadece dostluÄŸumu, sana sadece tertemiz bir ben verebilirim… Benden baÅŸka “sevmek” nedir öğretebilirim ancak, eÄŸer istersen tabii ki…

Sana dair yazmak, seni seninle paylaÅŸmak, beni seninle paylaÅŸmak…

Özlüyorum seni, her dakika daha da büyüyor özlemlerim…

İsterdim ki sihirli iksiri içtikten sonra görünmez olayım ve hep yanı başında kalayım, her dakikanı, her saniyeni sen hissetmesen de seninle paylaÅŸabileyim diye. Biliyorum, sen görünen beni her saniye yanıbaşında istemezsin… Aslında haklısın da… Ama benim de kendime göre haklı nedenlerim var… Bunların en geçerlisi ise;

SENİ SEVİYORUM

Sonraki yazılar »


dizi izle film izle travesti msn nickleri cam balkon ahmet maranki örgü Hepindirimde Ucuzluk program indir dizi izle film izle msn nickleri oyun hileleri FrmEvrensel.com chat | sohbet odalarý | chat |