Bir Bahar Hikayesi
12 March 2010 Yazan Can
Kategori Hikayeler & Öyküler, ana
Brooklyn köprüsünde, bir bahar Günü , kör bir adam dilencilik yapıyormuÅŸ. Dizlerinin dibine bir tabela koymuÅŸ. Üzerinde “DOÄžUÅžTAN KÖR” yazılıymış.
Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş. Bir REKLAMCI bunu görmüş. Tabelayı almış arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış.
Ne olduysa olmuÅŸ… Gelip geçen… ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, baÅŸlamış dilencinin önündeki ÅŸapkaya, habire para atmaya….
Bir cümle yetmiÅŸ onca kiÅŸiyi etkilemeye ve dilencinin ÅŸapkasının kısa sürede aÄŸzına kadar parayla dolup taÅŸmasına…
GÜZEL BİR BAHAR GÜNÜ… AMA BEN BAHARI GÖRMÜYORUM…
Bahar
İşte tam bu mevsimde görülür çiğdemciler. Bir karamuk dikenine boydan boya soğanlarından iliştirdikleri çiğdemleri bir bayrak gibi taşıyan çocuk ve 8-10 kişiden oluşan arkadaşları, bir tekerleme ile kapı kapı dolaşıp bulgur ya da para toplarlar. Çiğdem’in, baharın müjdecisi kabul edildiğini sanıyorum. Çünkü uzun kış mevsiminden sonra en erken görülen çiçekler; çiğdem ve kar çiçeğidir.
Önceleri toplanan bulgur, pilav yapılıp yenirmiş. Son zamanlarda ise bakkala satılıp parası bölüşülür oldu. Çiğdem gezdirilirken söylenen tekerlemeden aklımda kalanlar:
Çiğdem çiğdem çiçecik
Ebem oğlu göçecik (göçecek, ya da küçücük olabilir.)
Bir verenin oÄŸlu olsun,
İki verenin kızı olsun
Kız çatlasın ölsün
OÄŸlan bize arkadaÅŸ olsun
Verelim Peygambere, Muhammed’e selavat…!
Baharın geliÅŸi yalnız çiÄŸdemle mi belli olur? Heybesinde bir kaç kuzuyla köye dönen çoban da baharı müjdeler. Kuzuları birer birer kapan çocuklar, doÄŸru kuzuların sahiplerine… Onların derdi gittikleri evden bahÅŸiÅŸ koparmaktır. BahÅŸiÅŸte bahÅŸiÅŸ olsa bari. Ya bir yumurta, ya da yufkaya sarılmış bir pekmez dürümüdür.
Harman yerleri iskana açılmadan önce pancar (madımak) toplayan allı yeÅŸilli hanımlar, siyah, beyaz, alacalı, gözleri sürmeli ama hepsi de kıvırcık yünleriyle hopur hopur hoplayan kuzular, süt beyaz oÄŸlaklar daha çevik daha edalı. Ne tarafa baksan canlılık, ne yana baksan dirilik doÄŸa bütünüyle uyanıyor kış uykusundan… Demek ki asırlar boyunca insanlar bunun için kutluyorlarmış. NEVRUZ’u..
Beni durdur cesaretin varsa
Yüzlerce sene evvel çok güzel bir kız varmış.
Ayağına kapanıp bütün gençler yalvarmış
Bu eşi bulunmayan güzeli almak için.
Erimişler aşk denen alevden için için,
Güneşin sızağıyla eriyen karlar gibi;
Hepsinin bu sevdadan hicran olmuÅŸ nasibi…
Böyle yaşıyorlarken dünyalarına küskün,
Güzel kız davet etmiş aşıklarını bir gün.
D…emiÅŸ:”Elbet veremem gönlümü hepinize,
Fakat bir müsabaka açıyorum ben size:
En güzel en kıymetli inciyi bana her kim
Getirirse onunla artık evleneceÄŸim…”
Aşıklar mallarını feda edip satmışlar,
Dört taraftan en büyük inciyi aratmışlar.
Yüzlerce sene evvel bir saz şairi varmış;
Bu gencin de gönlünü o kızın aşkı sarmış.
Aklını alıvermiş gök ela renkli gözler;
Her dakika biricik sevgilisini özler,
Her dakika ağlarmış, sızlarmış, ah edermiş;
perişanmış, mahzunmuş, derbedermiş..
Duymuş müsabakayı bu aşık da nihayet,
“İnci nedir” diyerek o anda etmiÅŸ hayret.
Çünkü o ana kadar inciyi bilmiyormuş.
“İnci nasıl ÅŸey?” diye bir ihtiyara sormuÅŸ:
“Ben onu hiç görmedim gezdim de diyar diyar.”
Demiş ki zavallıya gülümseyip ihtiyar:
“Güzel bir taÅŸtır inci, kadınların süsüdür;
Durduğu yer onların açık, beyaz göğsüdür.
Denizden çıktığından pahalıdır gayetle..
Bu sözleri duyunca aşık bakar hayretle,
Der ki:”Ben deniz nedir, onu da bilmiyorum.”
İhtiyar denizi de anlatır: “Dinle yavrum,
Bu öyle bir susur ki ufuğa kadar açık,
Bazen dalgalar kıyısında ufacık;
Bazen fırtına çıkar, hava olunca lodos,
Deniz birden kudurup kayalara vurur tos.
Sen karada gezmiÅŸsin belli bu yaÅŸa kadar.
Bu dağların ardında çok uzak bir deniz var.
Pek merak ediyorsan yürü, memleketler aÅŸ.”
Saz şairi, bu sözler bitince, yavaş yavaş
Denizi bulmak için seyahate koyulur;
Uzun yollar üstünde harap olur, yorulur.
Nihayet gök toprağa ışığını dökerken
Bir sahile yaklaşır, henüz ÅŸafak sökerken….
Aradan bir yıl geçip nihayet mühlet bitmiş,
Aşıklar akın akın kızın yanına gitmiş.
Hepsi de dizilmişler önüne birer birer;
Ellerinin üstünde donuk, beyaz inciler.
Güzel kız seyre dalmış,oturarak yerine;
İpek elbisesinin uzun eteklerine
Bütün delikanlılar koymuş hediyesini!
Gözlerini açarak herkes kesmiş sesini:
“Acaba hangisini kabul edecek ?”diye.
Dışardan bir gürültü duyulmuş o saniye:
“Bırakın muradıma ben bugün ereceÄŸim,
Bırakın sevgilime inciler vereceÄŸim…”
“O da getirsin” diye güzel kız vermiÅŸ izin,
Şair içeri girmiş tereddüt etmeksizin.
Anlatmış kalbindeki sızlayan bir yarayı,
Anlatmış uzun uzun bütün bu mecarayı.
“Ben bir ÅŸair aşıkım, elimde bir kırık saz,
Yapyalnız yaşıyorum, derdim çok, sevincim az.
O güzel gözlerine bir pınar gibi gönlüm
Yıllarca aka aka tükendi tahammülüm.
Fakat seni unutmak gelmiyordu elimden.
Ve bir gün işittim ki inci istemişsin sen.
Ama bu ana kadar görmemiştim ben onu,
Öğrendim bu incinin denizde olduğunu.
Deniz nerde diyerek arıyordum bu sefer;
Aşkının kuvvetiyle aştım dağlar tepeler.
Nice ülkeler gezdim nice dağlar dolaştım,
Bir sabah sonu gelmez bir denize ulaştım:
Güneş içinden doğup içinden batıyordu;
Sular arzın üstüne yaslanmış yatıyordu.
Rüzgar yavaş esiyor,engin sessiz, durgundu;
Vücudum aylar süren yolculuktan yorgundu.
İndim büyük denizin o büyük sahiline
İncileri topladım ,uÄŸraşıp didinerek.”
Aşıkın sözlerini dinlerken kadın erkek;
Şair omuzundaki bir torbayı uzatmış,
Yere bağını çözüp, incileri boşaltmış.
Fakat o anda herkes kahkahalarla gülmüş:
Çünkü inci yerine çakıl taşı dökülmüş.
Güzel kız genç aşıka demiÅŸ: “Bunu iyi bil:
Bu, parayla alınan incilere mukabil,
Senin çakıl taşların pek değerlidir elbet;
Åžair! YaÅŸayacağım seninle ilelebet..”
Nazım Hikmet RAN…
Üç nasihat
Yıllar önce, çok uzaklarda bir adam varmış.
Bu adam çalışmak amacı ile çok uzaklara gitmiş ve yıllarca
çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu
çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş.
Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş.
Yolda yürürken köşe başında birisi
“Bi…r nasihat bin akçe, bir nasihat bin akçe” diye
bağırıyormuş.
Adam düşünmüş: ‘Nasıl olur, bir nasihati bin akçeye
satarlar, ben yıllarca çalıştım ve sadece 3000 akçe biriktirdim’ Bu ise
pek akli ermemiÅŸ ama merak iste.
Duramamış ve adama bin akçe vererek o
nasihati satın almış.
Nasihat ” KADERDE NE VAR İSE O ÇIKAR”
ve yoluna devam etmiÅŸ…
İlerde yine köse başında baÅŸka bir adam bağırıyormuÅŸ “bir nasihat bin akçe” diye.
Adam yine dayanamamış bin akçe de o adama vermiş ve
ikinci nasihatı da satın almış.
İkinci nasihat da: GÖNÜL KIMI SEVERSE GÜZEL ODUR”
Son kalan bin akçesi ile de yoluna devam etmiş.
Tam şehrin çıkışında yine köşe başında bir adam bir
nasihati bin akçeye satıyor.
Adam bir parasına bakmış, bir de nasihati satan şahsa, dayanamamış ve kalan son akçesiyle de o nasihatı satın almış.
Son nasihatte:
“HİÇ BİR İŞ ACELEYE GELMEZ”.
Parasız yoluna devam etmiş. Şehrin çıkışında büyük bir topluluk ile karsılaşmış.
Topluluk telaş içindeymiş. Yaklaşmış ve oradakilerden birine neler
olduÄŸunu sormuÅŸ.
Oradan birisi açıklamış, demiş ki :
Burada şehrin tüm su ihtiyacını karşılayan bir kuyu var, ama
kuyunun içinde de canavar var. Canavar suyu tutmuş, göndermiyor.
Aşağıya kim indiyse bir türlü çıkamadı.
Åžimdi herkes korkuyor aÅŸağı inmeye”
Adam düşünmüş ve ilk satın aldığı nasihat aklına gelmiş.
“Kaderde ne var ise o çıkar” aÅŸağı inmeye karar vermiÅŸ. slında bu nasihatleri
herkes
bilir ama
uygulayabilmemiz için belli bir bedel ödememiz gerekiyor.
İnince canavar hemen adamı yakalamış ve yerine götürmüş.
DemiÅŸ ki:”Buraya gelenlerin hepsine bir soru sordum ve bilemediler. EÄŸer sen
bilirsen seni serbest bırakırım.”
Bir dizine sarışın ve dünya güzeli bir kadın, diğer dizine de kurbağa
koymuÅŸ ve
“söyle bakalım hangisi güzel?” demiÅŸ.
Adam düşünürken aklına ikinci
aldığı nasihat gelmiÅŸ ve “gönül kimi severse güzel odur” demiÅŸ.
Bu cevap canavarın çok hoşuna gitmiş. Zira canavar,kurbağanın gözlerine
aşıkmış.
Adamı salmış ve suyu bırakmış. Almışlar krala götürmüşler ve ağırlığınca altın
vermiÅŸler.
Adamımız yoluna devam etmiş ve nihayet evine varmış. Evinin camından
içeri bakmış. Bir de ne görsün; karisi genç biri ile diz dize oturuyor. Hemen kılıcını çekmiş ve tam içeri girerken üçüncü nasihat aklına gelmiş
“Hiçbir is aceleye gelmez”.
Kılıcını kınına koymuş ve içeri girmiş. Hoş beşten sonra karısına o genci
sormuÅŸ.
Kadın da: “Bey sen gittiÄŸinde ben hamileydim ve bir oÄŸlumuz oldu.
Bu genç senin oÄŸlun” demiÅŸ.
KADERİNİZ VE YOLUNUZ AÇIK OLSUN, HAYAT ACELE ETMEYE GELMEZ !
Seni bensizliÄŸe ve kendimi sana mahkum ediyorum..
06 March 2010 Yazan Can
Kategori AÅŸk&Sevgi, ana
Mektuplarınla resimlerini yakacak gücü kendimde bulamasam, o zaman da kendimi yakardım. Åžu herkeste seni gören gözlerimi, ÅŸu her yerde sana koÅŸan ayaklarımı ve ÅŸu her zaman sana yazan ellerimi yakardım. Tenimden yükselen alevler ta Allaha kadar uzanır, ona çaresizliÄŸimi anlatırdı. Seni güçsüz, zayıf bir insan tarafından sevilmenin hayal kırıklığına uÄŸratmamak için, ÅŸimdi benim yerime, senden kalanları yakacağım. Ben yaÅŸadıkça, varlığım bütün çaresizliklere meydan okuyacak. Unutma; seni sevdiÄŸim için ölebilirdim, seni sevdiÄŸim için yaÅŸayacağım. Biraz sonra mektuplarınla resimlerni tutuÅŸturacak bir kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. Her ÅŸeyiyle onu sana bırakıyorum. Hayatın senin olsun. istersen hayatım da.. Ama sen kendinin bile olamayacaksın artık. Ben yaÅŸadıkca, adım söylendikçe…
Seni bensizliÄŸe ve kendimi sana mahkum ediyorum..
Ümit YaÅŸar OÄžUZCAN…
Bende kal…
Bir tohum verdin
çiçeğini al
Bir çekirdek verdin
Ağacını al
Bir dal verdin
Ormanını al
Dünyamı verdim sana
Bende kal
Aziz Nesin…
Vefa
vefa her kimseden kim istedim ondan cefa gördüm
kimi kim bi_vefa dünyada gördüm bi_vefa gördüm
(kimden vefa istediysem ondan cefa gördüm kimi ki vefasız bu dünyada kimi gördüysem vefasız gördüm)
FUZULİ…
Sen hasretimsin
sen esirliğim ve hürriyetimsin,
çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin,
sen memleketimsin.
Sen ela gözlerinde yeşil hareler,
sen büyük, güzel ve muzaffer
ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin…
Nazım Hikmet RAN
Gitmeni de istemedim kalmanı da.
06 March 2010 Yazan Can
Kategori AÅŸk&Sevgi, ana, edebiyat
Gitmeni de istemedim kalmanı da.
Gitmen de tüketti yüreğimi kalman da.
Hiç ortası olmadı bu aşkın.
Varlığında yokluğuna;yokluğunda varlığına ağlattın.
Sevdin mi? Sevmedin mi?
Birleştik mi? Ayrıldık mı?
Ben hiç bilemedim.
Hep iki ayrı noktadaydık biz.
Baharda varsan güzde yoktun.
Dilde varsan sözde yoktun.
Ne başı oldu …bu aÅŸkın,ne sonu.
Ne gitmeyi bildin nede kalmayı.
Ne gecesi oldu bu aşkın,ne de sabahı.
Ne güneşi bildik ne de ayı.
Bu aşkın hep bir yarısı eksikti.
Çok tökezledik biz bu aşkta.
Ne düşmeyi bildik ne kalkmayı.
Ben geldikçe sen, sen geldikçe ben kaçtım.
Oysa biz ne kalmayı bildik ne de kaçmayı…
Birleştik mi? Ayrıldık mı?
Ben hiç bilemedim.
Hep iki ayrı noktadaydık biz.
Baharda varsan güzde yoktun.
Dilde varsan sözde yoktun.
Ne başı oldu …bu aÅŸkın,ne sonu.
Ne gitmeyi bildin nede kalmayı.
Ne güneşi bildik ne de ayı.
Bu aşkın hep bir yarısı eksikti.
Çok tökezledik biz bu aşkta.
Ne düşmeyi bildik ne kalkmayı.
Oysa biz ne kalmayı bildik ne de kaçmayı…
Ne varsa harap bir kalpte var!
Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği:
Bırak kendini, ko gitsin; akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
Tebrizli Åžems…

