Bir ayrılış hikayesi
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya…
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz…
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla,… yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak…
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere…
Kapandı bir pencere…
AYRILDILAR…
NAZIM HİKMET RAN
Seni sevmek için baharı beklemeyeceğim
dilime bu türkü yüreğime bu sevda düştü düşeli yollardayım
gönlüme çoktan cemre düşürdüm
seni sevmek için baharı beklemeyeceğim
Tayfun Talipoğlu
Ateş ve su
Ateş bir gün su’yu görmüş yüce dağların ardında,
Sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
Yüreğindeki duruluğa.
Demiş ki su’ya:
Gel sevdalım ol,
Hayatıma anlam veren mucizem ol…
Su dayanamamış ateş’in gözlerindeki sıcaklığa,
‘Al…’demiş:
‘Yüreğim sana armağan.’
Sarılmış ateş’le su birbirlerine,
Sıkıc…a,kopmamacasına…
Zamanla su,buhar olmaya,
Ateş kül olmaya başlamış.
Ya kendi kül olacakmış,ya aşkı…
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de,
Yüreğindeki kaderi de,
Alıp gitmiş uzak diyarlara su…
Ateş kızmış,ateş yakmış ormanları.
Aramış su’yu diyarlar boyu,
Günler boyu,geceler boyu,
Bir gün gelmiş,su’ya varmış yolu.
Bakmış,o duru gözlerine suyun,
Biraz kızgın,biraz hırçın.
Ve o an anlamış:
Aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını…
Ateş durmuş,susmuş,sönmüş aşkıyla.
İşte o zamandan beridir ki:
Ateş su’dan,
Su ateşten kaçar olmuş…
Ateş’in yüreğini sadece su,
Su’yun yüreğini,
Sadece ateş alır olmuş…
Sensizliğe bilet aldım bugün
Sensizliğe bilet aldım bugün
İçimde kalan son sevginle ödeyerek
Hayal denizinde yolcuyum şimdi
Meçhule doğru giden bir divane
Beynimde yoğun kapkara bulutlar
Şimşekler çakıyor
Gözlerim ha yağdı ha yağacak
Gönlümü amansız bir acı yakıyor
Geri dönüş sermayemi de tükettim
Olur ki dön dersen bir gün
Dönüş ücretimi ödemelisin
Yalnız bedeli ağır olur
Bilmelisin..
Hikaye
24 February 2010 Yazan Can
Kategori Hikayeler & Öyküler, edebiyat
Vaktiyle Kalenderîyye yoluna mensup bir derviş, nefsle mücahede makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonraki makam Kalenderîlik makamıdır. Yani her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidi…r… Saç, sakal, bıyık, kaş ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.
-Vur usturayı berber efendi, der. Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri. Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:
- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.Dervişlik bu… Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş. Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz. Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa başlar. Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder: “Kabak aşağı, kabak yukarı…” Nihayet traş biter, kabadayı dükkandan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar. Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar: – Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?
Derviş mahzun, düşünceli cevap verir: – Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!..
Bir sevgi hikayesi…
20 February 2010 Yazan Can
Kategori Hikayeler & Öyküler, ana
Bu, Japonya’dan gerçek bir öykü.
Japonya’da bir adam eviniyeniletmek icin duvarları kırmış. Japon evlerinde tahta duvarlarinarasında genelde boş bir alan olurmuş. Adam duvarları indirirken,duvarın dış kısmından bacaklarından birisine çakılmıs bir çiviyüzünden duvar aralığında sıkışıp kalmış bir kertenkeleyi farketmiş.B…unu görünce hayvana acıyan adam, aynı zamanda durumu çok damerak etmiş. Hayvanın ayağına çakılan çiviyi inceleyince, ev 10 yılönce ilk inşa edildiginde çakıldığını farketmiş. Peki acaba ne oldu?Kertenkele bu pozisyonda 10 yil dayanmış! Duvarın karanlık birbölmesinde hareket etmeden 10 yil! Bu imkansiz ve insanin zihniniçok zorlayan bir durum. Bu kertenkelenin, ayağı çivilendiginden buyana nasıl 10 yl tek bir adım bile atmadan hayatta kaldığını çokmerak etmiş adam. Bunun uzerine işi gücü bırakmış, kertenkeleyiizlemeye başlamiş; ne yapıyor, neyle ve nasıl besleniyor diye.Sonradan, nereden geldigini anlamadığı bir başka kertenkele dahaortaya çıkmış. Hem de ağzında yiyecekle. Adam donakalmış ve çoketkilenmiş. 10 yıl boyunca bir kertenkelenin, duvarda ayağındaçivi ile sıkışıp kalmış bir başka kertenkeleyi beslemesi!Böylesine bir sevgi, böylesine güzel bir sevgi! Ve bu sevgi bu kadarkücük bir varlıkta can buluyor.Sevgi neler yapabilir? Inanılmaz şeyler yapabilir! Sevgi mucizeleryaratabilir! Sadece düşünün; bir kertenkele yorulmadan, usanmadanbir başka kertenkeleyi 10 uzun yil boyunca besliyor…Partnerindenümidi kesmeden…Kertenkele gibi küçücük bir varlık bu kadar sevebilirse…Sadece bir düşünün, biz çabaladığımızda ne kadar sevebiliriz…
5 dakika daha baba…
20 February 2010 Yazan Can
Kategori Hikayeler & Öyküler, ana, edebiyat
Güneşli bir gündü. Kadın parkta yanında oturan adama “Bakın, salıncakta sallanan şu kırmızı kazaklı çocuk benim oğlum” dedi.
Adam gülümseyerek “Güzel bir oğlunuz var” dedi. “Diğer salıncaktaki mavi kazaklı çocukda benim oğlum”
Sonra saatine baktı ve “Heyyy, Todd, sanırım artık gitme zamanı” diye seslendi oğluna.
Çocuk …salıncakta yükselirken “Beş dakika daha baba, lütfen yalnızca beş dakika daha” diye karşılık verdi babasına.
Adam başını “peki” anlamında sallayınca çocuk neşeyle sallanmaya devam etti.
Dakikalar sonra adam ayağa kalkarak tekrar seslendi oğluna “Todd, artık gidelim mi, ne dersin?”
Çocuk yine gitmeye isteksiz “Ne olur baba, beş dakika daha, lütfen, beş dakika daha” diye bağırdı babasına.
Adam” Tamam” deyince çocuk kahkahalar atarak sallanmaya devam etti.
Sonunda kadın dayanamadı ve sesinde gizli bir hayranlıkla “Ne kadar sabırlı bir babasınız” dedi .
Adam gülümsedi kadına. “Sabır değil yaptığım bayan” dedi. “Büyük oğlum
Tommy’yi geçen yıl burada sarhoş bir sürücünün çarpması sonucu
kaybettim. Buraya yakın yolda bisiklet sürüyordu. Tommy’e hiç yeterince
zaman ayırmamıstım. Oysa şimdi onunla beş dakika daha fazla birlikte
olabilmek için herşeyi yapardım. Todd’la ayni hatayı yapmayacağıma söz
verdim kendi kendime..
O her “Beş dakika daha baba” dediği zaman , oyun oynamak için beş
dakika daha kazandığını düşünüyor, oysa işin gerçeği ne biliyor
musunuz? Ben onu oyun oynarken beş dakika daha fazla izleyebiliyorum,
asıl kazanan benim”
Kolay.. zor..
Hayatta zor işler, kolay işler var,
Bunları ayıran insan olmak zor.
Bilgiçlik taslamak, konuşmak kolay,
Az ve öz konuşup susan olmak zor.
Akıl vermek kolay, iş bozmak kolay,
Bozuğu onaran insan olmak zor.
Niyet etmek kolay, başlamak kolay,
Bir işi bitiren insan olmak zor.
Almak kolay, benlik, bencillik kolay,
Alan insa…n değil, veren olmak zor.
Merak kolay, olay seyretmek kolay,
Bakan insan değil, gören olmak zor.
Kazanç kolay, servet, zenginlik kolay,
Vicdanlı, namuslu patron olmak zor.
Açları kandırmak, azdırmak kolay,
Açları doyuran insan olmak zor.
Yemin etmek kolay, söz vermek kolay,
Verdiği sözünde duran olmak zor.
Seçilmek, yükselmek, baş olmak kolay,
Sahtekâr baskıyı kıran olmak zor.
Hile, yalan, riya, kalleşlik kolay,
Doğru olmak, içten insan olmak zor.
Kan akıtmak kolay, acıtmak kolay,
Acıyan yarayı saran olmak zor.
Nefse uymak kolay, hırslanmak kolay,
Nefsini, hırsını yenen olmak zor.
Yuva kurmak, evlenmek kolay,
Yuvada huzura eren olmak zor,
Yaşam kolay, doğmak, yaşlanmak kolay,
İnsanca yaşlanmak, insan olmak zor.
Asıl bu kalır…
Ne kalır ne kalır
Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
On çizik, on çentik, on dudak izi
Bir çay bardağında on dudak izi
Aşklardan sevgilerden
Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
Bir de bu kalır.
Ne kalır benden geriye…, benden sonrası kalır
Asıl bu kalır…
“Edip CANSEVER”
Yalnız kimse.
Yalnız kimse, kimseye günaydın diyemez.
Sofraya tek tabak, tek kaşık, tek çatal ve tek bıçak koyar.
Lavabonun boşalmasını beklemek zorunda kalmaz.
Hep tek kişilik bilet alır.
Yan koltuk ya boştur ya da tanımadığı biri tarafından doldurulur.
Bütün konuşmaları kendi kendinedir.
Telefonunu sadece numarayı yanlış tuşlayanl…ar arar.
Posta kutusunda sadece faturalar vardır.
Sinemada filmi kimsenin elini tutmadan izler.
Işıkları hep kendi söndürür.
Aynasında sadece kendisiyle göz göze gelir.
Diş fırçası başkasının fırçasıyla asla karışmaz.
Kimsenin doğum gününü hatırlamak zorunda değildir, kimse de onunkini.
İstediği kanalı izler ama aldığı zevki ya da duyduğu nefreti paylaşamaz.
İstediği saatte yatar ama “Allah rahatlık versin” sözünü duymadan.
Sadece kendi dualarına “âmin” der.
Sadece kendine masaj yapar.
Sadece kendi ellerini ısıtır.
Sadece “kendini” düşünür, “kendini” dinler.
Kimseyi anlamaz, “kendisi” dahil.
Kimseden ismini duymaz, kimsenin ismini telaffuz etmek zorunda kalmaz.
Hiçbir şeyi paylaşmaz, yalnızlığı dahil.
Yalnızın her şeyi sırdır, her hatırası itiraf.
Kendini eleştirir kıyasıya, kendini yine kendisi savunur.
En çok çoraplarını kıskanır.
Yalnız, yalnız yaşar, ama yalnızca yaşamaz

